Gökyüzünde Dans Eden Renkli Kanatlar

Mavi Gökyüzü ve Parlak Bir Sabah
Deniz kıyısında, rengârenk evlerin olduğu şirin bir kasaba vardı. Bu kasabada Mina adında neşeli bir çocuk yaşardı. Mina henüz iki buçuk yaşındaydı ve kelimeleri yeni yeni süslüyordu. En sevdiği şey gökyüzüne bakıp hayaller kurmaktı.
Bir sabah uyandığında güneş odasına sıcacık bir selam verdi. Pencereden dışarı baktığında bulutların pamuk gibi dizildiğini gördü. Hafif bir rüzgâr, ağaçların yapraklarını nazikçe sallıyordu. Mina sevinçle ellerini çırptı ve annesine seslendi.
— Anneciğim bak, rüzgâr gelmiş! Uçurtma uçuralım mı?
Annesi gülümseyerek Mina’nın yanına geldi ve saçlarını okşadı. Bugün uçurtma oyunu oynamak için gerçekten harika bir gündü. Hazırlanmak için sabırsızlanan Mina, hemen ayakkabılarını giymeye çalıştı.
Bahçedeki Hazırlık ve Beklenmedik Misafir
Mina’nın sarı renkli, üzerinde gülen bir güneş olan uçurtması vardı. Ancak bugün uçurtmasını daha süslü ve daha neşeli yapmak istiyordu. Annesi masaya renkli kurdeleler, parlak çıkartmalar ve bir yumak ip getirdi. Mina uçurtmasına sevgiyle bakarak pıt pıt diye dokundu.
Bu uçurtma bugün gökyüzünde çok mutlu olacak, diye içinden geçirdi Mina. Tam o sırada bahçe kapısında arkadaşı Efe göründü. Efe dört yaşındaydı ve oyun oynamayı çok severdi. El ele verip uçurtmayı süslemeye başladılar.
Mina renkli bir kurdeleyi uçurtmanın kuyruğuna takmaya çalıştı. Ama kurdele sürekli elinden kayıyor ve bir türlü yapışmıyordu. Mina’nın dudakları büzüldü ve gözleri birazcık doldu. Neyse ki Efe hemen yanına gelip ona yardım etti.
Yaşlı meşe ağacı üzerlerine doğru eğilip derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Sanki ağaç bile bu güzel hazırlığı izlemekten keyif alıyordu. Birlikte çalışınca uçurtma kısa sürede gökkuşağı gibi parlamaya başladı.
Rüzgârın Fısıltısı ve Yükselen Kanatlar
Uçurtma hazır olunca hep birlikte geniş, yeşil parkın yolunu tuttular. Parkta rüzgâr sanki bir şarkı söylüyor gibi tatlı tatlı esiyordu. Mina bir an durup gözlerini kapattı ve çevresindeki sesleri anlamaya çalıştı. Kuşların cıvıltısını ve yaprakların hışırtısını büyük bir dikkatle dinledi.
Mina sadece kulağıyla değil, kalbiyle de doğayı dinlemeyi öğreniyordu. Rüzgârın ne zaman hızlandığını ve ne zaman yavaşladığını artık hissedebiliyordu. Annesi ipi tutması için Mina’ya verdi ve Efe de uçurtmayı havaya kaldırdı. Mina’nın kalbi heyecandan pıt pıt atıyordu.
— Hazır mısın Mina? Şimdi ipi yavaşça serbest bırak!
Efe’nin sesiyle birlikte Mina küçük adımlar atarak ipi bıraktı. Uçurtma önce bir kuş gibi kanat çırptı, sonra rüzgârı kucakladı. Gökyüzünde süzülürken üzerindeki güneş resmi sanki bulutlara gülümsüyordu. Mina ve Efe bu muhteşem manzarayı izlerken çok mutluydular.
Paylaşılan Mutluluk ve Tatlı Bir Uyku
Uçurtma gökyüzünde dans ederken, Efe de ipi tutmak için izin istedi. Mina önce duraksadı ama sonra arkadaşının yardımını hatırladı. İpi birlikte tuttuklarında uçurtmanın daha da neşeyle yükseldiğini fark ettiler. Beraber gülmek, tek başına gülmekten çok daha keyifliydi.
Güneş yavaş yavaş batmaya başladığında, uçurtmayı indirme vakti gelmişti. Mina uçurtmasına sıkıca sarıldı ve ona güzel bir uykuyu hak ettiğini fısıldadı. Eve dönerken yorgun ama huzurlu hissediyordu. Yarın yeni renklerle yeni bir oyun kuracaklarını biliyordu.
Annesi Mina’yı yatağına yatırırken odada sessiz bir huzur vardı. Mina gözlerini kapatırken dışarıdaki rüzgârın ninnisini hala duyabiliyordu. Arkadaşlığın sıcaklığı ve paylaşmanın güzelliği odanın içini bir güneş gibi ısıtıyordu.
Yıldızlar gökyüzünde parıldarken, ay dede sessizce gülümser ve masal biter.



